KoinMedya

Blog

  • Kripto Geliştiricisi Ivancheglo, Zcash’e “%51 Saldırısı” İma Etti

    Kripto Geliştiricisi Ivancheglo, Zcash’e “%51 Saldırısı” İma Etti

    Yapay zeka odaklı kripto protokolü Qubic‘in kurucusu Sergey Ivancheglo, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımlarla gizlilik odaklı token Zcash‘e potansiyel bir %51 saldırısı imasında bulundu. Aynı zamanda Come-From-Beyond takma adıyla da bilinen Ivancheglo, Zcash kurucusu Zooko Wilcox-O’Hearn‘ı “hükümet yanlısı olmakla” suçlayarak, ağın iddia ettiği kadar gizlilik odaklı olmadığını öne sürdü. Bu nedenle Zcash blok zincirine saldırmanın “ahlaki olarak haklı” olabileceğini savundu.

    Ivancheglo, takipçilerine bir anketle bu fikri sordu: “Ekonomik bir deneyin parçası olarak, blok zincirine maksimum hasarı vermeyi hedefleyen bir %51 saldırısı düzenlemek ahlaki olarak haklı olur muydu?”

    Ancak bu paylaşımlar, kripto topluluğunda sert tepkilere neden oldu. Bir X kullanıcısı, Ivancheglo’yu planlanan saldırıları kamuya açık şekilde duyurarak piyasa manipülasyonu yapmakla suçladı. Kullanıcı, Ivancheglo’nun eylemlerinin, sırf ekonomik teşvikler sağladığı bahanesiyle piyasa katılımcılarının zarara uğramasına yol açabileceğini belirtti. Ivancheglo ise bu eleştirilere ABD Anayasası’ndaki “ifade özgürlüğü” hakkına atıfta bulunarak yanıt verdi ve ülkesi Belarus’un ABD yaptırımları altında olması nedeniyle kendisi hakkında hukuki işlem başlatılamayacağını iddia etti.

    Kripto Topluluğu Qubic’in Gizlilik Ağlarını Hedef Almasını Eleştiriyor

    Qubic madencilik havuzunun yakın zamanda Monero blok zincirinde geçici olarak kontrolü ele geçirmesi ve blokları yeniden düzenlemesi, XMR tokeninin değerinde sert bir düşüşe yol açmıştı. Bu olay, Qubic’in madencilere daha iyi ekonomik teşvikler sunarak herhangi bir “İş Kanıtı” (PoW) zincirine saldırabileceğini kanıtlamak için tasarlanmış bir deneyin parçasıydı.

    Benzer bir durumun Zcash ağında yaşanma olasılığı, kripto kullanıcıları arasında karmaşık tepkilere yol açtı. Bazı kullanıcılar Zcash’in hâlâ en iyi gizlilik odaklı ağlardan biri olduğunu savunurken, Qubic’in bu tür bir saldırısının kullanıcılar için bir fayda sağlamayacağını belirtti. Diğerleri ise, Zcash’in kurucusunun eski bir paylaşımının bağlamından koparıldığını ve Zcash’in gizlilik konusundaki duruşunu değiştirdiğini öne sürdü.

    Öte yandan, Zcash (ZEC) fiyatı bu haberlerden etkilenmedi ve son 24 saatte %3.15’lik bir artış gösterdi. Bu durumun, birçok kişinin Qubic’in Zcash ağında yeterli kontrolü ele geçirmesinin zor olduğuna inanmasından kaynaklandığı düşünülüyor. ZEC, yıl başından bu yana %37 değer kaybederek zor bir dönemden geçiyor. Karşılaştırma olarak, yaklaşık 400 milyon dolarlık piyasa değerine sahip QUBIC tokeni ise son 90 günde %135’lik bir artış kaydetti.

  • Japonya’da İlk Kez Yen Destekli Stablecoin’lere Onay Geliyor

    Japonya’da İlk Kez Yen Destekli Stablecoin’lere Onay Geliyor

    Japonya, yerel fintech firmalarının yen destekli stablecoin ihraç etmesine ilk kez izin vererek küresel stablecoin piyasasına adım atmaya hazırlanıyor. Japonya Finansal Hizmetler Ajansı’nın (FSA) bu kararıyla birlikte, Tokyo merkezli JPYC Inc. firması bu ay sonuna kadar para transferi operatörü olarak kayıt yaptıracak ve süreci başlatacak.

    Bu karar, 250 milyar doların üzerinde bir değere ulaşan ve büyük ölçüde dolar destekli token’lar olan USDC ve Tether‘in hakimiyetindeki küresel stablecoin piyasasına Japonya’yı da dahil edecek. Japonya, bu hamleyle likidite sağlamanın yanı sıra uluslararası para transferlerini daha hızlı, ucuz ve verimli hale getirmeyi amaçlıyor.

     

    JPYC, Kamu Blok Zincirleri ve Reel Varlık Rezervlerini Kullanacak

     

    JPYC token’ı, her bir token için 1 yen sabit değerini koruyacak ve bu değer banka mevduatları ile Japon devlet tahvillerinden oluşan gerçek varlıklarla desteklenecek. Bireyler veya şirketler, banka transferiyle ödeme yaptıktan sonra, token’lar dijital cüzdanlarına aktarılacak.

    Önemli bir ayrıntı olarak, JPYC, yeni bir blok zinciri oluşturmak yerine mevcut kamu blok zincirleri üzerinde faaliyet gösterecek. Bu yaklaşım, altyapının açık kalmasını sağlayacak ve kripto ekosisteminde daha fazla “kapalı bahçe” yaratılmasını engelleyecek.

    JPYC temsilcisi Ryosuke Okabe, X’te yaptığı bir paylaşımda stablecoin’leri “devlet tahvili emen makineler” olarak tanımladı. Tether ve Circle gibi dominant ihraççıların ABD devlet tahvillerinin en büyük alıcılarından biri haline geldiğini belirten Okabe, JPYC’nin de Japonya’da benzer bir modeli izleyeceğini söyledi. Okabe, stablecoin ihraççılarından gelen bu talebin, Japon devlet tahvillerinin faiz oranlarını etkileyebileceği ve bunun da ipotek kredileri gibi maliyetleri artırabileceği konusunda uyardı.

    Ayrılma Riskleri ve Kârın Kimde Kalacağı

    Okabe, devlet tahvili fiyatlarının düşmesi durumunda teminat riskinin kime ait olduğu sorusuna, böyle bir durumda ihraççının sorumlu olacağını belirtti. Okabe ayrıca, stablecoin’lerin arkasındaki varlıklardan elde edilen faiz gelirinin token sahiplerine değil, doğrudan ihraççıya kalacağını ifade etti. Faiz ödemeleri yasaklanmış olsa da, kredi kartı ödülleri gibi küçük teşviklerin yasalarca izin verildiğini ekledi.

    Okabe, ikincil piyasalarda stablecoin’in 1 yen altından işlem görmesi gibi risklerin de farkında olduklarını kabul etti. Ancak bu durumda, alıcıların token’ı tekrar JPYC’ye getirerek tam değerinden nakde çevirebileceğini ve bunun da fiyatı hızla normale döndürmeye yardımcı olacağını söyledi. Ancak Japonya’nın kendi tahvillerinde bir temerrüde düşmesi veya tahvil fiyatlarının çökmesi gibi olağanüstü durumlarda, stablecoin’in değer sabitleme yeteneğinin daha uzun süre bozulabileceği uyarısında bulundu.

    Düzenlemeler, likidite risklerini azaltmak için JPYC’nin en yüksek ihraç değerinin %101’ini bir hafta içinde mevduat olarak yatırmasını zorunlu kılıyor. Bu depozitonun, stablecoin’lerin piyasaya sürülmesinden sonra üç iş günü içinde yapılması gerekiyor.

  • ABD Hazine Bakanlığı, DeFi’da Yasa Dışı Finansla Mücadele İçin Dijital Kimliği İnceliyor

    ABD Hazine Bakanlığı, DeFi’da Yasa Dışı Finansla Mücadele İçin Dijital Kimliği İnceliyor

    ABD Hazine Bakanlığı, merkeziyetsiz finans (DeFi) sektöründe yasa dışı mali faaliyetlerle mücadele etmek amacıyla dijital kimlik teknolojilerini nasıl kullanabileceğini araştırıyor. Bu kapsamda, kamuoyundan ve sektörden geri bildirimler topluyor.

    Bu girişim, Temmuz ayında yasalaşan GENIUS Yasası‘nın bir sonucu. Yasa, ödeme odaklı stablecoin’ler için düzenleyici bir çerçeve oluşturmanın yanı sıra, Hazine Bakanlığı’nı yapay zeka ve blok zinciri izleme gibi yeni uyum teknolojilerini incelemeye yönlendiriyor.

    Akıllı Sözleşmelere KYC/AML Entegrasyonu

    Hazine Bakanlığı’nın değerlendirdiği en dikkat çekici fikirlerden biri, DeFi protokollerinin akıllı sözleşmelerine dijital kimlik bilgilerini doğrudan entegre etmek. Bu modelde, bir akıllı sözleşme, herhangi bir işlemden önce kullanıcının kimliğini doğrulayabilecek. Böylece, Müşterini Tanı (KYC) ve Kara Para Aklamayı Önleme (AML) gibi güvenlik önlemleri blok zinciri altyapısının bir parçası haline getirilecek.

    Bakanlık, bu tür dijital kimlik çözümlerinin (devlet kimlikleri, biyometrik veriler veya taşınabilir kimlik bilgileri gibi) uyum maliyetlerini düşürebileceğini ve aynı zamanda kullanıcı gizliliğini koruyabileceğini belirtiyor. Bu sayede finansal kurumların ve DeFi hizmetlerinin, kara para aklama veya yaptırım kaçırma gibi suçları daha işlemler gerçekleşmeden önce tespit etmesi kolaylaşabilir.

    Bakanlık, bu yeni teknolojilerin veri gizliliği ve inovasyon-düzenleme dengesi gibi potansiyel zorluklarını da ele alıyor. Yorumlar için son tarih 17 Ekim olarak belirlendi.

    Bankalardan Stablecoin Faiz Boşluğu Uyarısı

    Bu gelişmelerle paralel olarak, Bank Policy Institute (BPI) liderliğindeki birçok bankacılık grubu, Kongre’ye GENIUS Yasası’ndaki bir “boşluğu” kapatması için çağrıda bulundu. Bankalar, yasadaki bir hükmün stablecoin ihraççılarının faiz veya getiri ödemesi yasağını, kripto borsaları veya bağlı kuruluşları aracılığıyla kolayca aşmasına olanak tanıyabileceği konusunda uyarıyor.

    BPI, bu boşluğun kapatılmaması halinde, Amerikan ekonomisi için ciddi bir risk oluşabileceğini ve geleneksel bankalardan 6,6 trilyon dolarlık bir mevduat çıkışına neden olabileceğini iddia ediyor. Bu durumun, kredi akışını bozarak ana caddedeki işletmeler ve aileler için daha yüksek faiz oranlarına ve daha az krediye yol açabileceği belirtiliyor.

  • Lykke’nin Sonunu Getiren Bitcoin Hırsızlığı: Şüpheli Kuzey Kore

    Lykke’nin Sonunu Getiren Bitcoin Hırsızlığı: Şüpheli Kuzey Kore

    İngiltere merkezli kripto para alım satım platformu Lykke’den 17 milyon sterlin değerinde Bitcoin çalınmasıyla sonuçlanan siber saldırının arkasında Kuzey Koreli siber saldırganların olduğu iddia ediliyor. Bu siber saldırı, Lykke’nin ticareti dondurmasına, operasyonlarını durdurmasına ve sonunda mahkeme kararıyla tasfiye edilmesine yol açtı.

    Kuzey Kore’nin Sorumluluğu ve Lazarus Grubu

    Birleşik Krallık Hazine Bakanlığı’na bağlı Finansal Yaptırımlar Uygulama Ofisi, saldırının arkasında “kötü niyetli Kuzey Koreli siber aktörlerin” olduğunu belirtti. Bu operasyonu gerçekleştiren siber çetenin, dünya genelinde birçok büyük kripto saldırısıyla ilişkilendirilen Lazarus Grubu olduğuna inanılıyor. Eğer bu iddia doğrulanırsa, bu saldırı, Lazarus’un bugüne kadar bir Birleşik Krallık hedefine karşı gerçekleştirdiği en büyük kripto hırsızlığı olacak.

    Çalınan fonların, Kuzey Kore’nin nükleer silah ve askeri programlarını finanse etmek için yürüttüğü daha geniş çaplı bir planın parçası olduğu düşünülüyor. İsrailli kripto araştırma şirketi Whitestream da, fonların izini sürerek saldırganın Lazarus olduğunu iddia etti. Whitestream, hackerların parayı, kullanıcıların izini kaybetmelerine yardımcı olan “kripto karıştırıcıları” (mixers) ve düzenlenmemiş borsalar aracılığıyla akladığını belirtti.

    Lykke’nin Çöküşü ve Hukuki Süreç

    İsviçre’de kurulan ancak İngiltere’de tescilli olan Lykke, 2015 yılında Richard Olsen tarafından komisyonsuz alım satım vaadiyle kurulmuştu. Şirket, saldırının ardından 22.8 milyon dolarlık bir kayıp yaşadığını açıkladı ve kullanıcı fonlarını kurtarabileceğini söylese de, Aralık 2023 itibarıyla operasyonlarını tamamen durdurdu.

    Mart 2025’te ise, Birleşik Krallık mahkemesi, 70’ten fazla kullanıcının yasal işlem başlatması üzerine Lykke’nin tasfiyesine karar verdi. Bu süreçte, şirket varlıklarının dağıtımı ve durumun çözülmesi için Interpath Advisory adlı bir danışmanlık firması görevlendirildi. Şirketin kurucusu Richard Olsen’ın da Ocak 2025’te iflas ettiği ve hakkında İsviçre’de ceza davası soruşturması yürütüldüğü bildirildi.

    Lykke’nin hikayesi, bir yandan Kuzey Kore’nin siber saldırılarla rejimini ayakta tutma çabalarını gözler önüne sererken, diğer yandan kripto piyasasında düzenleme eksikliğinin ve şirketlerin güvenlik açıklarının ne denli ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

  • Çin Borsasının Çıkmazı: Yatırımcı Güvenini Yeniden Kazanma Savaşı

    Çin Borsasının Çıkmazı: Yatırımcı Güvenini Yeniden Kazanma Savaşı

    Çin’de insanların harcamak yerine tasarruf etmeyi tercih etmesinin arkasında birden fazla etken yatıyor, ancak en önemli sebep yıllardır zayıf seyreden hisse senedi piyasasına olan güvensizlik. Borsaların yapısal sorunları, yatırımcıları korumak yerine devlet projelerine finansman sağlamaya odaklanması, zayıf hisse performansı ve şirketlerin küçük yatırımcılara karşı sorumsuz davranışları bu güvensizliği daha da artırıyor. Bu durum, hane halklarını paralarını bankada tutmaya ve tasarrufa yönelmeye itiyor.

    Yapısal Sorunlar ve Yatırımcı Güvensizliği

    Çin’in hisse senedi piyasası, yaklaşık 35 yıl önce devlet projeleri için fon toplama amacıyla kuruldu. Bu durum, piyasanın yapısını temelden etkiledi. Analistlere göre, bu yapısal sorunlar çok fazla hisse senedi satışına ve halka arz sonrası kötü şirket davranışlarına yol açtı. Yatırımcılar, devlet kontrolündeki şirketlerin hissedarlardan ziyade devlete karşı sorumlu olduğu algısını taşıyor. Özel şirketlerin de küçük yatırımcıları umursamaması bu güvensizliği pekiştiriyor.

    Zayıf Borsa Performansı ve Tasarruf Alışkanlığı

    Çin’in ana hisse senedi endeksi olan CSI 300, son on yılda S&P 500 gibi küresel endekslere kıyasla oldukça zayıf bir performans sergiledi. Örnek olarak, bir on yıl önce S&P 500’e yatırılan 10.000 dolar 30.000 doların üzerine çıkarken, CSI 300’e yatırılan aynı miktar sadece 13.000 dolar oldu. Bu durum, halkı hisse senetleri yerine bankada nakit tutmaya yöneltti ve %35 gibi yüksek bir tasarruf oranının korunmasına katkı sağladı. Yetkililer bu durumu tersine çevirmek ve tüketimi artırmak için baskı altında olsa da, yatırımcı güvenini hızla geri kazanmak zor görünüyor.

    Düzenleyici Çabalar ve Gelecek

    Hükümet, piyasayı daha çekici hale getirmek için adımlar atıyor. Halka arz (IPO) süreçleri sıkılaştırıldı, dolandırıcılıkla mücadele artırıldı ve şirketlere daha yüksek temettü ödemeleri için baskı yapıldı. Bu çabalar kısmen etkili oldu; 2024’teki IPO sayısı 2023’e göre üçte bire düştü ve şirketler temettü ödemelerini %9 artırdı. Ancak analistler, güvenin tam olarak tesis edilmesi için daha uzun bir süreye ihtiyaç olduğunu belirtiyor ve piyasa performansı için asıl “acil çözümün” borsada yaşanacak kalıcı bir toparlanma olduğunu düşünüyorlar.

  • Kripto Etkileyicisine Hapis Cezası: Milyon Dolarlık “Kripto Korsanlığı” Dolandırıcılığı

    Kripto Etkileyicisine Hapis Cezası: Milyon Dolarlık “Kripto Korsanlığı” Dolandırıcılığı

    Brooklyn’deki federal bir mahkeme, milyonlarca dolar değerinde bir “kripto korsanlığı” dolandırıcılığı operasyonu yürüten Charles Parks III adlı bir kripto etkileyicisine hapis cezası verdi. Savcılar, “CP3O” takma adını kullanan Parks’ın, kripto para madenciliği yapmak için bulut bilişim hizmetlerinden yasa dışı yollarla 3.5 milyon dolardan fazla kaynak çaldığını açıkladı.

    Kripto korsanlığı (cryptojacking), bir başkasının bilgisayar, elektrik veya işlem gücü gibi kaynaklarını izinsiz olarak kullanarak dijital varlık madenciliği yapma eylemi olarak tanımlanıyor.

    Sahte Kimliklerle Bulut Bilişim Hizmetlerini Dolandırdı

    Parks, dolandırıcılık planını Ocak 2021 ile Ağustos 2021 arasında yürüttü. Savcılara göre Parks, iki popüler bulut bilişim hizmeti sağlayıcısını dolandırarak yaklaşık 1 milyon dolar değerinde dijital varlık madenciliği yaptı.

    Yetkililer, Parks’ın bu yasa dışı faaliyet için “MultiMillionaire LLC” ve “CP3O LLC” gibi kendi kontrolündeki şirketlere ait alan adlarını içeren sahte isimler, şirket bağlantıları ve e-posta adresleri oluşturduğunu belirtti. Bu sahte kimlikler sayesinde, büyük miktarda işlem gücüne ve depolama alanına yasa dışı yollarla erişim sağladı.

    Parks ayrıca, sağlayıcıları daha fazla bilişim hizmeti gibi ayrıcalıklar için kandırdı ve şüpheli veri kullanımı ile biriken ödenmemiş abonelik faturaları hakkındaki soruları savuşturdu. Örneğin, bir şirkete bu kaynakları “medya, teknoloji ve iş stratejisine odaklanan küresel bir çevrimiçi eğitim şirketi” kurmak için kullandığını söyledi. Gerçekte ise ne böyle bir şirket ne de öğrenci vardı. Bunun yerine Parks, hileli yollarla elde ettiği kaynakları Ethereum, Litecoin ve Monero gibi kripto paraları çıkarmak için kullandı.

    Gösterişli Hayat ve Kara Para Aklama

    Parks, çaldığı kripto paraları nakde çevirmek için kripto borsaları, NFT pazaryerleri, çevrimiçi ödeme sağlayıcıları ve geleneksel banka hesapları dahil olmak üzere çeşitli platformları kullandı. Ayrıca, federal yasaların gerektirdiği işlem raporlama gerekliliklerinden kaçınmak için fon hareketlerini parçalara ayırdı. Dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle lüks araçlar, seyahat masrafları ve birinci sınıf otel odaları gibi harcamalar yaptı.

    Parks, bir YouTube videosunda kendisini bir etkileyici olarak konumlandırarak kazançlarıyla övündü ve “Çok Milyoner Zihniyeti” adını verdiği hedeflere ulaşmak için ipuçları paylaştı. Videoda, “Geçen yıl kendime yedi haneli bir rakam veya daha fazlasını kazanma hedefi koydum. Yılın ilk on gününü çok güzel bir kripto betiği oluşturarak geçirdim ve bu betiği büyük ölçekte kullanabildim. On gün çalıştıktan sonra, yılın geri kalanında hiç çalışmadım,” diyerek dolandırıcılığını itiraf etti.

    Parks, dolandırıcılık, kara para aklama ve yasa dışı para işlemleriyle suçlandı. Aralık 2024’te suçunu kabul eden Parks, ceza kapsamında yaklaşık 500.000 dolar ve dolandırıcılıktan elde edilen gelirle satın alınan bir Mercedes-Benz lüks aracı devredecek. Tazminat miktarının ise daha sonra belirlenmesi bekleniyor. Yetkililer, bu davanın, yasal şirketleri hedef alan siber suçlularla mücadele etme kararlılığını gösterdiğini belirtti.