KoinMedya

Blog

  • Güney Kore’den Kripto Borçlanmaya Sert Darbe

    Güney Kore’den Kripto Borçlanmaya Sert Darbe

    Güney Kore’nin en üst düzey finansal denetim kurumu olan Finansal Hizmetler Komisyonu (FSC), 19 Ağustos itibarıyla yerel kripto para borsalarındaki tüm kripto borç verme faaliyetlerine derhal durdurma kararı getirdi. Bu radikal adımın temel amacı, bireysel yatırımcıları aşırı riskli ve kaldıraçlı uygulamalardan korumak. Bu gelişme, küresel çapta DeFi (Merkeziyetsiz Finans) protokollerinden ilham alan Güney Kore’nin kendi borç verme ekosisteminde yeni bir dönemin habercisi oldu.

    Piyasa Hareketliliği ve Düzenleyici Müdahale

    Güney Koreli borsalar, 2025 yılında özellikle DeFi platformlarının popülerliğiyle hızla büyüyen borç verme trendini benimsemişti. Bithumb gibi büyük borsalar, riskli kaldıraçlı kripto kredileri sunarak, tek bir ayda 27.600 hesap üzerinden 1.1 milyar dolarlık devasa bir borçlanma hacmine ulaştı. Bu krediler, kullanıcıların Bitcoin, XRP veya USDT gibi varlıklarının değerinin %80’ine kadar borç almasına olanak tanıyordu. Bazı borsaların teminatın dört katına kadar kredi sunması, piyasada ciddi bir endişeye yol açmıştı.

    Ne var ki, bu hızlı yükselişin beraberinde getirdiği riskler de kısa sürede ortaya çıktı. Fiyat dalgalanmaları sırasında kredilerin yaklaşık %13’ü tasfiye (likidasyon) ile sonuçlandı ve bireysel yatırımcılar büyük zararlar gördü. Bithumb gibi borsalar, düzenleyici müdahale gelmeden birkaç gün önce gönüllü olarak kaldıraç oranlarını yarıya indirse de, bu tedbirler regülatörlerin kapsamlı bir yasak kararı almasını engelleyemedi.

    Bu yeni yasak kararıyla birlikte, eski krediler geri ödenene kadar devam edecek, ancak borsaların yeni kredi vermesi tamamen yasaklandı. Finansal otoritenin bu adımı, gelecekte daha sıkı kurallar ve güvenlik mekanizmaları belirleyerek borç verme faaliyetlerine yeniden izin vereceği beklentisini de beraberinde getiriyor.

    Güney Kore’nin Kripto Piyasasındaki Özgün Konumu

    Güney Kore, sadece düzenleyici adımlarıyla değil, aynı zamanda kripto para piyasası üzerindeki özgün etkisiyle de dikkat çekiyor. Ülke, piyasadaki bazı varlıkların işlem hacmini ve fiyatını doğrudan etkileme gücüne sahip. Örneğin, XRP’nin küresel işlem hacminin yaklaşık %14’ü Güney Kore borsalarındaki Kore Wonu işlemlerinden geliyor. Aynı zamanda Pudgy Penguins (PENGU) gibi meme tokenler için bu oran %19’a kadar çıkabiliyor ve bu da onların fiyatlarında ani ve büyük artışlara yol açıyor.

    Güney Koreli borsalar, yeni varlık listeleme konusunda genellikle daha muhafazakâr bir yaklaşım sergiliyor. Bu borsalar, bir varlığın uluslararası piyasalarda yıllarca kendini kanıtlamasını ve belirli bir likidite düzeyine ulaşmasını şart koşuyor. Bu nedenle, popülerliklerini uluslararası piyasalarda kaybetmiş olan bazı eski meme tokenler ve altcoinler, Güney Kore’de tekrar popülerlik kazanabiliyor.

    Sonuç olarak, Güney Kore’nin bu hamlesi, hem yatırımcıları korumayı amaçlayan proaktif bir düzenleme stratejisinin hem de küresel kripto piyasasında yerel dinamiklerin ne kadar etkili olabileceğinin önemli bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde yerel stabilcoinlerin piyasaya sürülmesi gibi gelişmeler, Güney Kore’nin kripto finansal manzarasını daha da şekillendirebilir.

  • Sam Altman’dan ABD’ye Şok Uyarı: “Yapay Zeka Yarışını Çin’e Kaybediyoruz”

    Sam Altman’dan ABD’ye Şok Uyarı: “Yapay Zeka Yarışını Çin’e Kaybediyoruz”

     

    OpenAI CEO’su Sam Altman, ABD’nin küresel yapay zeka rekabetini temelden yanlış anladığına dair sert bir uyarıda bulundu. San Francisco’da gazetecilere yaptığı açıklamada Altman, Donald Trump’ın Çin’e yönelik en son gelişmiş çip yasağının, Çin’in yapay zekadaki ilerlemesini durduramayacağını söyledi. Altman’a göre, ABD’nin bu stratejisi sadece tek bir noktaya odaklanırken, Çin tüm cephelerde ilerliyor ve ABD politikaları bu ilerlemeyi daha da hızlandırıyor.

    Altman’ın bu yorumları, ABD ile Çin arasındaki teknoloji geriliminin yeniden tırmandığı bir döneme denk geliyor. Donald Trump’ın yönetimi, Nisan 2025’te Çin’e yönelik üst düzey çip ihracatına tam yasak getirerek, selefi Joe Biden’ın kısıtlamalarını daha da ileriye taşımıştı. Bu politikanın amacı, Çin’in gelişmiş yapay zeka donanımına erişimini engellemekti. Ancak geçtiğimiz hafta Washington, Nvidia ve AMD gibi şirketlerin “Çin için güvenli” olarak adlandırılan bazı çiplerini satmasına yeniden izin verdi ve bu satışlardan elde edilen gelirin %15’ini ABD hükümetine devretmeleri şartını getirdi.

    Altman, bu yaklaşımın tamamen yanlış yönlendirildiğini düşünüyor. Yapay zeka ilerlemesini sadece politikalarla yönetmeye çalışmanın gerçekçi olmadığını belirten Altman, “İçgüdülerim bunun işe yaramayacağını söylüyor” diyerek, ABD GPU’ları kontrol etmeye takılıp kalırken, Çinli firmaların Huawei gibi kendi yerli tedarikçileriyle alternatifler geliştirmeye çalıştığını vurguladı. Ona göre bu durum, Çin’in ilerlemesini durdurmak yerine, onları daha hızlı inovasyon yapmaya ve kendi kendine yetebilirliklerini artırmaya itti.

    ABD Stratejisi Neden Hatalı?

    Altman’ın eleştirileri, yapay zeka yarışının basit, tek taraflı bir zaferden ibaret olmadığı inancına dayanıyor. Rekabetin, çıkarım kapasitesi, araştırma ve ürün geliştirme gibi birçok katmandan oluştuğunu belirtiyor. ABD’nin yalnızca çip ihracatını engelleme politikası, bu diğer kritik katmanları göz ardı ediyor. ABD bir duvar örmeye çalışırken, Çin kendi çip üretim tesislerini inşa ederek ve kendi yapay zeka yığınını sıfırdan geliştirerek tüm temeli oluşturuyor.

    Altman’a göre, ABD hükümetinin çip akışını kontrol etmeye çalışması, “kolay bir çözümü olmayan” “zor” bir sorun. “Bir şeyi ihracat kontrolü altına alabilirsiniz, ancak belki de doğru şeyi değil… insanlar üretim tesisleri kurabilir veya başka çözümler bulabilir” ifadelerini kullandı. Bu durum, ABD’yi Nvidia ve AMD gibi birkaç kilit şirkete bağımlı hale getirirken, Çinli laboratuvarların kendi alternatiflerini oluşturarak zamanla yabancı teknolojiye olan bağımlılıklarını azaltmalarına olanak tanıyor.

    Çin’in Yükselişi OpenAI’ı “Açık” Modellere Yöneltti

    Çin’in hızlı ilerlemesinin yarattığı baskı, OpenAI’ın çalışma şeklini de değiştiriyor. Yıllarca modellerini API’ler arkasında kilitleyen ve kamu kullanımına açmayı reddeden şirket, Çinli laboratuvarların DeepSeek gibi daha açık araçlar yayınlamasıyla stratejisini değiştirmek zorunda kaldı. Altman, bu değişimin en büyük etkenlerinden birinin, “dünyanın çoğunlukla Çin’in açık kaynaklı modelleri üzerine inşa edileceği” endişesi olduğunu itiraf etti.

    Bu endişe, OpenAI’ın 2019’daki GPT-2’den bu yana ilk açık ağırlıklı modelleri olan gpt-oss-120b ve gpt-oss-20b‘yi yayınlamasına yol açtı. Eğitim verileri ve kaynak kodları gizli kalsa da, bu modellerin ağırlıkları artık halka açık. Bu, geliştiricilerin onları çevrimdışı olarak bile indirebilmesi ve çalıştırabilmesi anlamına geliyor. Altman’a göre, bu modellerin amacı yerel olarak çalışan kodlama ajanları inşa eden geliştiricileri desteklemek.

    Altman, yeni modellerin kimseyi “hayran bırakacak” modeller olmadığını ve bazı temel özelliklerinin eksik olduğunu kabul etti. Ancak bu hamle, OpenAI’ın küresel yapay zeka ekosisteminde kilit bir oyuncu olarak kalma çabasının açık bir göstergesi. Daha açık ve esnek araçlar sunarak, OpenAI, geliştiricilerin daha fazla özgürlük sunan Çinli laboratuvarlara geçmesini engellemeye çalışıyor. Bu stratejik hamle, yapay zekadaki jeopolitik rekabetin sadece donanımla ilgili olmadığını, aynı zamanda teknolojinin nasıl geliştirilip paylaşıldığı felsefesiyle de ilgili olduğunu gösteriyor.

  • Binance’in Rakipsiz Hâkimiyeti: Yeni Listelenen Tokenlardan Türev Piyasalarına Uzanan Liderlik

    Binance’in Rakipsiz Hâkimiyeti: Yeni Listelenen Tokenlardan Türev Piyasalarına Uzanan Liderlik

    Kripto para piyasasının tartışmasız lideri Binance, 2025 yılında sergilediği performansla pozisyonunu daha da sağlamlaştırdı. CryptoQuant tarafından yayımlanan bir rapora göre, borsa bu yıl yeni listelediği tokenlarda 133 milyar doların üzerinde kümülatif işlem hacmine ulaşarak en yakın rakibinin bile fersah fersah önüne geçti. OnchainDataNerd adlı analistin X’te paylaştığı verilere göre, Binance tek başına, piyasanın en büyük ilk üç rakibinin (HTX, Bybit ve MEXC) toplam işlem hacminden daha fazlasını gerçekleştirdi.

    Yeni Tokenlarda En Çok Tercih Edilen Adres

    CryptoQuant verileri, Binance’in yeni listelenen tokenlardaki 133 milyar dolarlık hacmine karşılık, HTX’in 38 milyar dolar, Bybit’in 35 milyar dolar ve MEXC’in 34 milyar dolarla çok daha geride kaldığını gösteriyor. OnchainDataNerd, bu devasa hacmin, yeni listelenen tokenlara erken erişim ve yüksek likidite arayan yatırımcıların güvenini yansıttığını belirtiyor. Analist, bu durumun, “Binance’in erken erişim ve yüksek likidite arayan yatırımcılar için en iyi adres olduğunu” kanıtladığını ifade ediyor.

    Sadece kümülatif hacimle sınırlı kalmayan Binance, aynı zamanda günlük işlem hacminde de açık ara liderliğini sürdürüyor. Yeni listelenen tokenlar için son bir ayda ulaşılan günlük işlem hacmi zirvesi 1.1 milyar dolar oldu. Bu rakam, diğer borsalardaki hacmin yaklaşık üç katı. Binance’in piyasa payı, 10 Temmuz’da %54 gibi inanılmaz bir seviyeye ulaşsa da, 13 Ağustos’a kadar %34’e gerilemiş olsa bile, hala en yakın rakipleri olan HTX (%22) ve MEXC’in (%15) oldukça üzerinde.

    Sadece Spot Piyasada Değil, Türevde de Lider

    Binance’in hâkimiyeti yalnızca spot piyasalarla sınırlı değil. Kripto analisti Darkfost’un verilerine göre, borsa türev piyasasında da önemli bir rol oynuyor. Özellikle Ethereum (ETH) vadeli işlemlerinde, borsa bu yıl 4 trilyon doların üzerinde açık faiz (open interest) hacmiyle yeni bir rekora imza attı. Bu rakam, 2024’teki 3.7 trilyon dolarlık hacmi geride bırakarak, Binance’in yıl sonuna kadar 6 trilyon dolara ulaşma potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bu durum, Binance’in hem merkezi hem de merkeziyetsiz rakiplerine kıyasla türev piyasasında da daha derin bir likidite sunduğunu kanıtlıyor.

    BNB’nin Yükselişi ve Binance’in Piyasa Payı

    Binance’in hem spot hem de türev piyasalarında bu kadar güçlü olması, yerel tokenı olan BNB’nin performansını da olumlu etkiliyor. Bu yıl %21.96 değer kazanan BNB, 861.91 dolardan işlem görüyor ve yakın zamanda 882.58 dolarlık yeni bir zirveye ulaştı. Teknik analist Ali Martinez, BNB’nin bu güçlü performansını, doğrudan Binance’in artan faaliyetine ve büyük yatırımcıları çekmesine bağlıyor. Martinez’e göre, Binance’in Temmuz ayında 698 milyar dolarlık spot işlem hacmi kaydetmesi ve merkezi borsaların toplam piyasa payının neredeyse %40’ını elinde tutması, en yakın rakibinden 4.5 kat daha büyük olduğunu gösteriyor.

    Bu veriler, Binance’in derin emir defterleri ve düşük kayma (slippage) oranlarıyla yatırımcılar için cazip bir merkez olmaya devam edeceğini ve piyasadaki liderliğini sürdüreceğini gösteriyor.5

  • Kurumsal Yatırımcılar Ethereum ETF’lerine Akın Etti

    Kurumsal Yatırımcılar Ethereum ETF’lerine Akın Etti

    2025’in ikinci çeyreğinde kurumsal yatırımcıların spot Ethereum borsa yatırım fonlarına (ETF) ilgisi dikkat çekici şekilde arttı. Bloomberg analisti James Seyffart’ın paylaştığı verilere göre, bu dönemde kurumsallar toplamda 388,000 ETH daha ekledi. Böylece yatırım danışmanları, hedge fonlar ve diğer büyük kurumsal oyuncular Ethereum piyasasında etkilerini daha da artırmış oldu.

    Verilere göre, yatırım danışmanları açık ara farkla en büyük Ethereum ETF yatırımcı grubu haline geldi. Bu sınıf, ikinci çeyrekte 219,668 ETH ekleyerek toplam varlıklarını 539,757 ETH’ye çıkardı. Dolar bazında değerlendirildiğinde bu miktar yaklaşık 1.35 milyar dolara denk geliyor. Hedge fonlar da dikkat çekici bir artış kaydetti. İkinci çeyrekte 140,287 ETH ekleyen hedge fonların toplam varlığı 274,758 ETH’ye yükseldi. Bu miktarın piyasa değeri ise 687.9 milyon dolar seviyesinde.

    Diğer yatırımcı kategorileri de Ethereum ETF pozisyonlarını artırmaya devam etti. Brokerlik firmaları 101,058 ETH, private equity şirketleri 24,857 ETH ve holding şirketleri 24,238 ETH ile ilk beş içerisinde yer aldı. Ancak her kategori büyüme göstermedi. Tröstler, emeklilik fonları ve bankalar ikinci çeyrekte toplam 3,116 ETH’lik satış gerçekleştirerek pozisyonlarını azalttı.

    Kurumsal yatırımcılar arasında öne çıkan en büyük isim ise Goldman Sachs oldu. Banka, ikinci çeyrekte 160,072 ETH alımıyla birlikte toplamda 288,294 ETH’ye ulaştı. Bu pozisyonun değeri yaklaşık 721.8 milyon dolar seviyesinde bulunuyor. Goldman Sachs’ın ardından Jane Street 76,044 ETH, Millennium Management 74,677 ETH ve Capula Management 58,841 ETH ile Ethereum ETF’lerine önemli düzeyde yatırım yapan diğer büyük finans kurumları olarak öne çıkıyor. Ayrıca Logan Stone Capital, BlueCrest Capital Management, Almitas Capital ve Clear Street gibi yeni oyuncular da Ethereum ETF pazarına giriş yaptı.

    Analistler, bu yükselişin Ethereum’un son aylardaki güçlü performansıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. ETH fiyatı son haftalarda yüzde 75 artış kaydederek 4,600 dolar seviyesini test etti. Standard Chartered analistleri ise Ethereum’un halen undervalued (düşük fiyatlanmış) olduğunu düşünüyor. Bankanın tahminlerine göre ETH, 2025 sonunda 7,500 dolara ulaşabilir. Daha uzun vadede ise 2028’e kadar 25,000 dolar seviyelerine çıkabileceği öngörülüyor.

    Kurumsal yatırımcıların giderek artan ilgisi, Ethereum’un yalnızca kripto piyasasında değil, geleneksel finans dünyasında da önemli bir varlık haline geldiğini bir kez daha gösteriyor.

  • Elon Musk, Twitter (X) Hisse Alımı Davasında SEC ile Karşı Karşıya

    Elon Musk, Twitter (X) Hisse Alımı Davasında SEC ile Karşı Karşıya

    ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), Elon Musk’ın 2022 yılında Twitter hisselerini toplama sürecinde yasal bildirim yükümlülüğünü ihlal ettiğini öne sürerek dava açmıştı. Düzenleyici kurum, Musk’ın Twitter’daki %5’lik hisse eşiğini Mart 2022’de aştığını, ancak bunu kamuya açıklamak için yasal süreyi 11 gün geciktirdiğini ve bu süre zarfında yaklaşık 500 milyon dolarlık ek hisse alarak önemli bir avantaj elde ettiğini iddia ediyor. SEC’e göre Musk, açıklamayı 4 Nisan 2022’de yaptığında Twitter hisseleri %27 değer kazanmış, bu süreçte hisselerini daha önce satan yatırımcılar yaklaşık 150 milyon dolar zarara uğramıştı. Bu nedenle kurum, Musk’a para cezası verilmesini ve söz konusu dönemdeki işlemlerden elde ettiği olası kazançların engellenmesini talep ediyor.

    Musk cephesi ise iddiaları kesin bir dille reddediyor. Milyarderin avukatları mahkemeye sundukları son dosyada davanın temelsiz olduğunu ve aslında hiç açılmaması gerektiğini savundu. Hukuk ekibi, Musk’ın yatırımcıları aldatma niyetinde olmadığını, %5 eşiğini geçtiğini fark ettiği anda hisse alımını durdurduğunu ve ertesi iş günü gerekli yasal formu doldurarak bildirimde bulunduğunu belirtti. Avukatlar ayrıca SEC’in, Musk’ın dolandırıcılık yapmaya çalıştığını veya piyasayı yanıltmayı başardığını iddia edemeyeceğini, dolayısıyla davanın yalnızca zaman ve vergi mükelleflerinin kaynaklarını israf ettiğini dile getirdi.

    Musk’ın savunması yalnızca bu noktalarla sınırlı kalmadı. Avukatları, SEC’in kendisine karşı yıllardır “alışılmadık bir yoğunlukta” baskı kurduğunu ve adeta bir “taciz kampanyası” yürüttüğünü öne sürdü. Bu suçlamalar Musk’ın ilk kez dile getirdiği bir durum değil; Tesla döneminde de SEC’i siyasi motivasyonlarla hareket etmekle itham etmişti. Ayrıca hukuk ekibi, davanın Washington D.C.’de değil, X Corp.’un merkezi haline gelen Teksas Batı Bölgesi federal mahkemesinde görülmesini talep etti. Onlara göre davanın başkentte görülmesi SEC’e “ev sahibi saha” avantajı sağlıyor ve bu durum adil bir yargı süreciyle bağdaşmıyor.

    SEC ise farklı bir tablo çiziyor. Kurum, Musk’ın hisse alımlarını kasıtlı şekilde gizleyerek piyasa fiyatlarını manipüle ettiğini ve küçük yatırımcıların zararına hareket ettiğini savunuyor. Yatırımcıların adil olmayan koşullarda işlem yapmasını engellemenin kendi görevleri olduğunu belirten SEC, Musk’ın hem cezalandırılmasını hem de söz konusu işlemlerden doğrudan veya dolaylı elde ettiği tüm kazançlardan mahrum bırakılmasını talep ediyor.

    Bu dava, Musk ile SEC arasındaki ilk büyük çekişme değil. 2018’de Musk’ın Tesla’yı “finansman sağlandı” diyerek borsadan çekme planını duyurduğu tweet de düzenleyici kurum tarafından dava konusu edilmişti. O süreç, Musk’ın Tesla yönetim kurulu başkanlığından ayrılmasıyla sonuçlanan bir uzlaşmayla kapanmıştı. Ancak bu kez dava, Twitter (X) satın alım süreci ve milyar dolarlık hisse hareketleri üzerinden şekilleniyor. Önümüzdeki aylarda mahkemenin vereceği karar, yalnızca Musk’ın geleceğini değil, aynı zamanda SEC’in piyasa düzenleyici gücünün sınırlarını da gösterecek.

  • Federal Reserve Yetkililerinden Kripto Paralara Övgü

    Federal Reserve Yetkililerinden Kripto Paralara Övgü

    ABD Merkez Bankası (Fed) yetkilileri, geleneksel finans dünyasının kripto paralara yönelik korkularını gidermeye yönelik önemli açıklamalar yaptı.1 Fed Yöneticisi Christopher Waller, Wyoming Blockchain Sempozyumu 2025’te yaptığı konuşmada, bankacılara ve yenilikçilere seslenerek, kripto paralarla ödeme yapmanın “korkutucu olmadığını” söyledi.2 Waller, akıllı sözleşmelerin, tokenizasyonun ve dağıtılmış defter teknolojilerinin aslında sadece işlemleri kaydetmenin yeni yolları olduğunu vurgulayarak, ödemelerin tarih boyunca teknolojiyle birlikte sürekli değiştiğini belirtti.

    Stablecoin’ler Ödemelerin Geleceği Olabilir 🚀

    Waller, bankalara, kripto ödemelerine sıradan bir ödeme yöntemi gibi yaklaşmalarını tavsiye etti.3 Stablecoin’lerin (ABD Doları’na sabitlenmiş kripto paralar) sunduğu benzersiz avantajlara dikkat çekti. Bu dijital varlıkların, günün her saatinde anında ve düşük maliyetle transfer edilebilmesi, onları hem günlük perakende işlemler hem de uluslararası para transferleri için son derece cazip hale getiriyor. Waller, ayrıca stablecoin’lerin, zayıf finansal sistemlere veya istikrarsız yerel para birimlerine sahip ülkelerde insanların ABD Doları’nı güvenli bir şekilde kullanmalarını sağlayarak doların dünya genelindeki konumunu güçlendirebileceğini savundu.

    Bu açıklamalar, Kongre’nin stablecoin ihraççılarına net bir düzenleyici çerçeve sağlamak üzere tasarlanan ilk federal yasa olan GENIUS Yasası‘nı kabul etmesinden sadece haftalar sonra geldi.4 Waller, bu yasayı, stablecoin’lerin belirsizliği ortadan kaldırarak ve eyalet bazındaki farklı düzenlemelerden kaynaklanan sorunları azaltarak tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olacak büyük bir adım olarak nitelendirdi.5

    Fed, Yenilikleri Engellemek Yerine Destekliyor 🤝

    Waller, Fed’in özel sektördeki yenilikçilerle rekabet etmediğini, aksine ABD’de istikrar ve büyümeyi sağlamak için onlara rehberlik ettiğini belirtti. Fed’in, ödemeleri daha verimli ve güvenli hale getirmek amacıyla tokenizasyon, akıllı sözleşmeler ve yapay zeka gibi teknolojileri araştırdığını da ekledi.6 Bu araçların, tıpkı çipli kartlar ve mobil cüzdanlar gibi, yakında günlük ödeme ağlarında kullanılabileceğini söyledi.

    Aynı sempozyumda sahne alan bir diğer Fed Yöneticisi Michelle Bowman da, bankaları kripto paraya karşı durmamaları konusunda uyardı.7 Bowman, Fed’in bankaların kripto ile ilgili hizmetler sunmasını engellemek için daha önce kullandığı “itibar riski” ifadesini düzenlemelerden çıkardığını hatırlattı. Bowman, düzenleyicilerin denetledikleri pazarları daha iyi anlamaları için Fed çalışanlarının da küçük miktarlarda kripto para tutmalarına izin verilmesi gerektiğini savundu.8 Ona göre gerçek anlayış, okumak ya da yazmakla değil, bizzat deneyimle kazanılır.

    Waller ve Bowman’ın açıklamaları, Fed’in kripto parayı zamanla şekillenecek olan en yeni finansal inovasyon biçimi olarak gördüğünü gösteriyor. Bu durum, bankaların teknolojiye direnmeye devam etmeleri halinde, her zamankinden daha hızlı ilerleyen bir dünyada geride kalma riskiyle karşı karşıya oldukları anlamına geliyor.